Aktüel Pencere
06.10.2026

 Büyüklerin Tecrübesi ve Gençlerin Enerjisini Buluşturunca

İki farklı zamanın, iki ayrı rüzgârın ve iki muazzam gücün aynı masada buluştuğunu düşünün! Bir yanda hayatın fırtınalarından süzülüp pusulaya dönüşen o köklü tecrübe, diğer yanda dünyayı yerinden oynatmaya aday o kabına sığmaz gençlik enerjisi... Bu buluşma sadece iki kuşağın yan yana gelmesi değildir, büyüklerin insanı sükûnet ve stratejiye ulaştıran birikimleri ile çağın sınırlarını zorlayan gençlerin dinamizmlerinin birleşmesi sonucu ortaya çıkan o büyük parlamadır. Kültür ve inanç köklerimizde bu heyecan verici buluşmaya hayati bir önem verilmiştir. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.v.), "Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimizin kadrini bilmeyen bizden değildir." (Tirmizî, Birr, 15) buyurarak bu zarif rabıtanın altını çizmiştir. Gençlik, geleceğe atılmış cesur bir adımdır, tecrübe ise o adıma yön veren sönmez bir meşale.  

Doğrunun ne olduğu noktasında bazen yaşlıların "biz her şeyi gördük" ezberiyle gençlerin "siz hiçbir şey bilmiyorsunuz" kibri çarpışır. Oysa medeniyet dediğimiz büyük eser, sadece geçmişin küllerini korumakla ya da bugünün fantezileriyle yaşanmaz. Biri hafızadır, diğeri hamle; biri köktür, diğeri meyve. Biri olmadan diğeri eksik kalır, kök toprağa tutunamaz, meyve ise serpilip olgunlaşamaz.  

Bugün ekranlar başında ömür tüketen, dijital çağın hızına hapsolmuş bir gençlik var elimizde. Bu gençlik, dünyayı bir tıkla değiştirilebilecek bir oyun alanı sanma yanılgısına düşebiliyor bazen. Tam da bu noktada, ömrünü bir davanın ve emeğin süzgecinden geçirmiş ak saçlı çınarların rehberliği, rüzgâra kapılmış bir uçurtmanın ipini tutan şefkatli bir el gibidir. Genç zihnin o "hiç yapılmamışı yapma" cesareti, tecrübenin süzgecinden geçmediğinde savrulmaya mahkûmdur, fakat aynı tecrübe genç bir yürekle beslenmediğinde ise köhneleşir, müzelik bir hatıraya dönüşür.  

İşte bu noktada zihnimizi ve gönlümüzü ilahi kelamın o zengin iklimine açmak gerekir. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Lokman'ın evladına yol gösterirken takındığı o şefkatli üslup ve Hz. İbrahim'in babasına hitap biçimindeki edep, bize kuşaklar arası iletişimin temel taşını öğretir. Yüce Allah, "Rabb'in, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babaya iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara 'öf!' bile deme..." (İsrâ Suresi, 23) buyurarak, geçmişin hafızasını taşıyan büyüklere gösterilecek hürmetin sınırını çizer.  

Bir taraf diğerine sırf yaşından ötürü üstten bakmadığı, diğeri de taşıdığı enerjiyi kibre dönüştürmediği an, masada hakiki bir rahmet başlar. Hz. Ali'nin "Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacağı zamana göre yetiştirin" sözü, büyüklere gençlerin ufkunu açma sorumluluğunu yüklerken; gençlere de o ak saçların arkasındaki birikimi hürmetle dinleme olgunluğunu öğütler.  

Geçmişle gelecek arasında bu köprüyü kuramadığımız her an, ne yazık ki insanlık aynı yanılgıların içinde bocalayacaktır. Zaten "Tarih tekerrürden ibarettir" sözü tam da bu yüzden bıkıp usanmadan hatırlatılır, çünkü nesiller arası bu bağı koparan her toplum, aynı hatalara düşmeye devam eder. Oysa o tecrübe pınarı ile gençliğin omuz omuza verdiği anlar, tarihin akışını değiştiren o kırılma noktalarıdır.  

İşte Fatih Sultan Mehmet ile Akşemseddin Hazretleri'nin İstanbul surları önündeki duruşu, tam da bu kırılma noktasının şanlı bir nişanesidir. Genç bir sultanın "Ya ben İstanbul'u alırım ya İstanbul beni!" diyen o sarsılmaz iradesi ve heyecanı, Akşemseddin'in seccadesindeki dua, strateji ve manevi rehberliğiyle buluşmuştur. O tablo, sadece bir şehrin fethi değil; gençliğin dinamizmi ile büyüklerin tecrübesinin aynı masada buluşarak oluşturduğu muazzam bir bereket iklimidir.  

Bizler, kökleri maziye uzanan fakat dalları atiyle kucaklaşan dev bir çınarın gölgesinde büyüyen nesilleriz. Ne tecrübeyi müze raflarına kaldırıp tozlanmaya terk edebiliriz ne de gençliğin o coşkulu enerjisini "tecrübesizlik" ya da "acemilik" yaftasıyla bastırabiliriz. Günün sonunda geleceğe dair kurduğumuz her hayal, geçmişin o sağlam zeminine basmak zorundadır. Büyüklerin biriktirdiği o sönmeyen tecrübe meşalesi, gençlerin tazelenen aşkı ve koşma arzusuyla buluştuğunda önümüzde hiçbir karanlık duramaz. Zamana ve mekâna değer katan asıl güç; eskiyle yeninin kavgası değil, hikmet ile enerjinin o zarif birlikteliğidir. Bu birliktelik ile, insanlık kendi geleceğini yeniden inşa edecek berekete ve huzura kavuşacaktır. 

 

Kaynakça

  1. Diyanet İşleri Başkanlığı. (2018). Kur’an-ı Kerim Meali ve Türkçe Anlamı (İsrâ Suresi 23; Lokmân Suresi 12-19; Meryem Suresi 41-48). Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.

    İmam Tirmizî. (2004). Sünen-i Tirmizî (Cilt 4, Kitâbü'l-Birr ve's-Sıla, Hadis No: 1919). (Çev. Abdullah Parlıyan). Konya: Konya Kitapçılık.
  2. Şerif er-Radî. (2014). Nehcü’l-Belâğa: Hz. Ali’nin Nutukları, Mektupları ve Hikmetli Sözleri. (Çev. Abdübaki Gölpınarlı). İstanbul: Dergâh Yayınları
  3. İnalcık, Halil. (2010). Fatih Sultan Mehemmed Han. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
  4. Ayverdi, Sâmiha. (2006). Edebi ve Manevi Dünyasıyla Akşemseddin. İstanbul: Kubbealtı Neşriyatı.
  5. Kongar, Emre. (2019). Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği. İstanbul: Remzi Kitabevi.
  6. Bourdieu, Pierre. (2015). Pratik Nedenler: Eylem Kuramı Üzerine. (Çev. Hülya Tufan). İstanbul: Hil Yayınları.

 

Yazar: Seher AFŞİN

 

**************************************